I. Giriş: Taşa Kazınmış Fısıltılar
19.yüzyılın ortalarında, İran’ın kalbinde bir adam kayalara tırmanıyordu. Ne altın arıyordu ne de düşman. O, geçmişin sesini arıyordu. İngiliz subayı Sir Henry Creswicke Rawlinson, Behistun (Bisitun) Yazıtı’nı okuma görevini kendisine vermişti. Ama belki de bu bir görevden fazlasıydı — zamanın sırlarına açılan kapının eşiğiydi.
Kayalıklarda kazınmış üç dilli yazı… Tanrıların, kralların, imparatorlukların sesi. Rawlinson, tarihin şifreli yüzünü çözdüğüne inanıyordu. Ya da en azından bize öyle söylendi.
Ama çözüm gerçekten doğru muydu?
II. Kimdir Henry Rawlinson?
Henry Rawlinson’un çivi yazısıyla kurduğu bağ, Samuel Noah Kramer’in Sümer çevirileriyle birleşince tarihsel gerçeklik sorgulanmaya başlandı. Peki ya her şey kurguysa?, 11 Nisan 1810’da İngiltere’nin Oxfordshire bölgesindeki Chadlington kasabasında doğdu. Askerî eğitim aldıktan sonra Doğu Hindistan Şirketi Ordusu’na katıldı ve Hindistan’a gönderildi. Genç yaşlarda, Farsça ve diğer doğu dillerine gösterdiği ilgiyle dikkat çekti. Bu ilgi onu önce Hindistan’a, sonra da İran’a sürükledi.
1830’lu yıllarda İran’ın batısındaki Behistun Dağı’nda, sarp bir kayalığa kazınmış olan yazıt Rawlinson’un dikkatini çekti. Bu yazıt, üç ayrı dilde yazılmıştı: Eski Farsça, Elamca ve Akadca. Rawlinson, özellikle Eski Farsça kısmı çözmeye yoğunlaştı ve büyük oranda başarılı oldu.
Yıllar süren çabalarının ardından çivi yazısının ilk büyük çözümünü yayımladı. Böylece modern Asuroloji ve Sümeroloji’nin temellerini atan figürlerden biri haline geldi. 1851’de Royal Society’ye seçildi, 1859’da ise British Museum Mütevelli Heyeti’ne katıldı. 1875’te baron ünvanı verildi: Sir Henry Rawlinson, 1. Baronet.
Fakat Rawlinson’un hayatı sadece bilim ve başarıdan ibaret değildi. Çalışmaları, zaman zaman politik çıkarlarla, istihbarat oyunlarıyla ve derin ideolojik tartışmalarla örülmüştü. İşte o noktada karanlık perde aralanıyor…
III. Rawlinson’un Çelişkili Mirası
Rawlinson’un çözümlemeleri, Mezopotamya tarihi açısından devrim niteliğindeydi. Ancak o dönem yayımlanan belgelerin tamamı kamuya açık değildir. British Museum arşivlerinde hâlâ “Eksik Sayfalar” olarak bilinen bazı belgelerin kilit altında tutulduğu iddia edilir.
O belgelerde ne vardı?
Komplo teorisyenlerine göre, Rawlinson yalnızca yazıtları değil, geleceğe dair kehanetleri, gizemli bir “karanlık dönem” anlatısını ve muhtemelen bir “dilsel aldatmacayı” da ortaya çıkardı.
Ama bunu paylaşmadı.
Ya da paylaşmasına izin verilmedi.
Ve sonra… sahneye yeni bir figür çıktı. Hamle artık İngilizlerden Amerikalılara geçiyordu.
IV. Samuel Noah Kramer: Tarihin Hikâyesini Kim Yazıyor?
1930’ların başında, bir başka adam Mezopotamya’nın kumlarına adım attı. Samuel Noah Kramer, Pennsylvania Üniversitesi’nde yetişmiş bir Sümerologdu. Irak’ta kazılar yaptı. Elinde tozlu tabletler, gözünde binlerce yıl öncesinin hayaletleri vardı.
Kramer’in çevirileri, sadece Sümer tarihini değil, kutsal metinleri de etkiliyordu. En çok ses getiren çevirileri arasında Gılgamış Destanı, Tufan Efsanesi ve yaratılış hikâyeleri vardı. Ve bu hikâyeler… şaşırtıcı bir şekilde Tevrat’taki anlatılarla örtüşüyordu.
Bu bir tesadüf müydü?
Yoksa daha derin bir senaryonun parçası mıydı?
V. Bir Akademisyenin Gölgesi: Kramer ve Teolojik Propaganda
Samuel Noah Kramer’in çalışmaları, zamanla Amerikan akademisinden taşarak dini çevrelerde ilgi uyandırdı. O kadar ki, İsrail’de bir üniversite onun adını taşıyan bir enstitü kurdu. Neden? Kramer’in çalışmaları, Yahudi-Hıristiyan anlatısının tarihsel zeminini güçlendiriyor gibiydi.
Peki ya bu planlıysa?
Şüpheciler, Kramer’in seçici çeviriler yaptığını, bazı tabletleri göz ardı ettiğini iddia ediyor. Dahası, British Museum ve diğer batılı koleksiyonlarda bulunan binlerce çivi yazılı tabletin gerçekliği sorgulanıyor.
VI. Karanlık Sorular: Tarih Gerçek mi, Kurgusal mı?
Ölü bir dili “tam olarak” çevirmek mümkün müdür? Çeviri neye dayanır? Modern dilbilimsel yorumlamalara mı, yoksa ideolojik tercihlere mi?
Bazı eleştirmenler diyor ki:
“Çivi yazısı hiç çözülmedi.
Olan, çözülmüş gibi yapılmasıydı.”
Dahası:
Kil tabletlerin üretimi kolaydır. Yaşlı kil, sahte izler, kazınmış semboller ve toprak altına gömme.
Gerçekten karbon testleri yapıldı mı?
Sorgulayan akademisyenler dışlandı, kaynaklara erişimleri kesildi.
Bazı teoriler, 19. yüzyılın başlarında, Batı’nın yükselişiyle birlikte Mezopotamya tabletlerinin kurgusal olarak üretildiğini, arkeoloji sahasının modern mit inşa etmek için kullanıldığını öne sürüyor.
Eğer bu doğruysa…
Tarihimiz bir kurgu olabilir.
Kutsal metinler, antik hikâyelerin düzenlenmiş versiyonları olabilir.
Ve çivi yazısı… sadece bir tiyatro perdesi olabilir.
VII. Sonuç: Kim Yazdı Bu Tarihi?
Henry Rawlinson, kayalıklarda kazı yaparken gerçekten geçmişi mi buldu, yoksa ona yazması gereken bir senaryo mu verildi?
Samuel Noah Kramer, Mezopotamya’nın sesini mi duydu, yoksa onu şekillendirdi mi?
Bugün müzelerde duran binlerce tablet, gerçekse, tarih yeniden okunmalı.
Ama sahteyse, sadece geçmişi değil, kimliğimizi de kaybettik.
Ve asıl soru şu:
Biz tarihin izleyicisi miyiz, yoksa kurbanı mı?