Mezopotamya, 20. yüzyılın başında, I. Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileri ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte köklü bir siyasi ve toplumsal dönüşüm geçirmiştir. Anadolu Genesis projesi kapsamında hazırlanan bu yazı dizisinin on birinci bölümünde, İngiliz mandası altında Mezopotamya’nın yeniden şekillenmesi, yeni sınırların çizilmesi ve yerel halkın tepkileri kronolojik ve tematik bir yaklaşımla ele alınmaktadır. Bu bölüm, önceki bölümlerde incelenen Osmanlı dönemi Mezopotamya’sının mirası üzerine inşa edilerek, İngiliz ve Fransız mandalarının bölgeyi nasıl dönüştürdüğünü ve modern Irak ile Suriye’nin temellerini nasıl attığını ortaya koyar. Temalar arasında savaş sonrası paylaşım, manda rejimlerinin uygulanması, sınırların çizilmesi ve yerel halkın siyasi-toplumsal tepkileri yer alır. Bu bağlamda, yazı, Mezopotamya’nın modern çağdaki evrimini aydınlatarak, sonraki bölümlerde ele alınacak modern Irak devleti ve arkeolojik keşiflere zemin hazırlar.
I. Dünya Savaşı Sonrası Osmanlı Topraklarının Paylaşımı
I. Dünya Savaşı (1914–1918), Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getirdi ve Mezopotamya, savaş sonrası yeniden şekillenen dünya düzeninin önemli bir parçası haline geldi. Osmanlı’nın 1918 Mondros Mütarekesi ile yenilgiyi kabul etmesi, Mezopotamya’yı İngiliz ve Fransız güçlerinin kontrolüne açtı. Savaş sırasında, Osmanlı’ya karşı Arap isyanlarını destekleyen İngiltere, Mezopotamya’nın stratejik ve ekonomik önemini, özellikle petrol kaynaklarını göz önünde bulundurarak bölgeye yönelik planlar yaptı.
1916’da gizlice imzalanan Sykes-Picot Anlaşması, Osmanlı topraklarının paylaşımının temelini oluşturdu. Bu anlaşma, Mezopotamya’yı İngiliz ve Fransız etki alanlarına böldü; Irak bölgesi İngiltere’ye, Suriye ise Fransa’ya bırakıldı. 1920’de San Remo Konferansı’nda, Milletler Cemiyeti tarafından manda rejimleri resmen onaylandı. Bu paylaşım, Mezopotamya’nın kadim şehirlerini ve bereketli topraklarını yeni bir siyasi düzene entegre etti. Ancak, bu süreç, yerel halkların görüşleri dikkate alınmadan, Avrupa merkezli bir bakış açısıyla gerçekleştirildi.
Mezopotamya’nın paylaşımı, bölgenin etnik ve dini çeşitliliğini göz ardı etti. Süryaniler, Araplar, Kürtler, Türkmenler ve diğer topluluklar, yeni çizilen sınırlarla bölündü. Bu durum, Mezopotamya’nın tarih boyunca birleşik bir kültürel ve ekonomik alan olarak işlev görmüş yapısını parçaladı. Osmanlı yönetiminin merkeziyetçi yapısından farklı olarak, manda rejimleri, sömürgeci bir anlayışla bölgeyi yönetmeye başladı, bu da yerel halklar arasında huzursuzluk yarattı.
İngiliz ve Fransız Mandaları: Suriye ve Irak Sınırlarının Çizilmesi
İngiliz ve Fransız mandaları, Mezopotamya’yı modern Irak ve Suriye devletlerinin temellerine dönüştürdü. İngiliz mandası, 1920’de Irak’ta resmen kuruldu ve Bağdat, Basra ve Musul vilayetlerini kapsadı. Fransız mandası ise Suriye ve Lübnan’ı kontrol altına aldı, böylece Mezopotamya’nın kuzeybatı bölgeleri Fransız etkisine geçti. Bu yeni sınırlar, Sykes-Picot Anlaşması’nın bir yansıması olarak, Mezopotamya’nın kadim ticaret yollarını ve kültürel bağlarını böldü.
İngiliz mandası, Irak’ta merkezi bir yönetim kurmayı amaçladı. Ancak, Musul’un statüsü, petrol kaynakları nedeniyle tartışmalı bir konu oldu. Türkiye, Musul’un Osmanlı’dan kalan bir parçası olduğunu savunurken, İngiltere, petrol rezervlerinin stratejik önemini öne sürerek Musul’u Irak’a dahil etti. 1926 Ankara Anlaşması’yla Musul, Irak’a bırakıldı, ancak bu süreç, Kürt ve Türkmen topluluklar arasında uzun süreli gerilimlere yol açtı.
Fransız mandası altında Suriye, farklı bir yönetim modeliyle karşılaştı. Fransa, Suriye’yi etnik ve dini gruplara göre bölerek yönetmeye çalıştı, bu da yerel halk arasında ayrılıkları derinleştirdi. Mezopotamya’nın kuzeybatı bölgeleri, özellikle Deyr ez-Zor ve Rakka gibi alanlar, Fransız kontrolü altında yeniden yapılandırıldı. Ancak, bu bölgeler, Arap milliyetçiliğinin yükselişiyle birlikte bağımsızlık taleplerinin merkezi haline geldi.
Yeni sınırlar, Mezopotamya’nın kadim şehirlerini ve ekonomik ağlarını parçaladı. Örneğin, Bağdat ve Şam arasındaki tarihi ticaret yolları, sınırlarla kesintiye uğradı. Sulama sistemleri ve tarımsal üretim, manda yönetimlerinin öncelikleri doğrultusunda yeniden düzenlendi, ancak bu düzenlemeler genellikle yerel halkın ihtiyaçlarını göz ardı etti. Manda rejimleri, Mezopotamya’nın ekonomik ve kültürel mirasını sömürgeci çıkarlar doğrultusunda yönetti.
Yerel Halkın Siyasi ve Toplumsal Tepkileri
Manda rejimleri, Mezopotamya’da yaşayan halklar arasında güçlü siyasi ve toplumsal tepkilere yol açtı. Araplar, Kürtler, Süryaniler, Yahudiler ve diğer topluluklar, yabancı yönetimlere karşı farklı tepkiler geliştirdi. Özellikle Irak’ta, 1920’de İngiliz mandasına karşı büyük çaplı bir isyan patlak verdi. Bu isyan, Şii ve Sünni Arap topluluklarının birleşmesiyle, Bağdat’tan Basra’ya kadar geniş bir alana yayıldı. İngilizler, isyanı bastırmak için sert askeri yöntemler kullansa da, bu olay, Irak’ta milliyetçi bilincin yükselişini tetikledi.
Arap milliyetçiliği, Mezopotamya’nın kadim kimliğini modern bir bağlama taşıdı. Osmanlı döneminde başlayan milliyetçi hareketler, manda rejimlerine karşı daha organize bir hal aldı. Özellikle Şerif Hüseyin’in oğulları Faysal ve Abdullah, Arap bağımsızlığı için liderlik yaptı. Faysal, 1921’de İngiliz desteğiyle Irak kralı ilan edildi, ancak bu, yerel halkın manda rejimine karşı tepkilerini tamamen dindirmedi. Mezopotamya’nın şehirlerinde, özellikle Bağdat ve Necef gibi merkezlerde, dini liderler ve aydınlar, bağımsızlık taleplerini dile getirdi.
Süryani ve Kürt topluluklar, manda rejimlerinin etnik ve dini politikalarından olumsuz etkilendi. Süryaniler, özellikle I. Dünya Savaşı sırasında yaşadıkları katliamların ardından, manda yönetimlerinden koruma bekledi, ancak bu beklenti büyük ölçüde karşılanmadı. Kürtler ise, Musul’un Irak’a dahil edilmesiyle, özerklik taleplerini daha yüksek sesle dile getirdi. Bu dönemde, Mezopotamya’nın çok kültürlü yapısı, manda rejimlerinin böl-yönet politikalarıyla sınandı.
Yerel halkın tepkileri, sadece siyasi isyanlarla sınırlı kalmadı; kültürel ve toplumsal alanda da direnç gösterildi. Mezopotamya’nın kadim mirası, özellikle arkeolojik sit alanları ve dini yapılar, yerel topluluklar tarafından korunmaya çalışıldı. Ancak, manda rejimlerinin önceliği ekonomik çıkarlar, özellikle petrol, olduğu için, kültürel miras genellikle ihmal edildi.

Mezopotamya’nın Kültürel ve Ekonomik Dönüşümü
İngiliz ve Fransız mandaları, Mezopotamya’nın kültürel ve ekonomik yapısını dönüştürdü. Petrol, 20. yüzyılın başında Mezopotamya’nın ekonomik önemini artırdı. İngilizler, Musul ve Kerkük’teki petrol sahalarını kontrol altına alarak, Irak’ı küresel enerji piyasasının bir parçası haline getirdi. Bu, Mezopotamya’nın tarım temelli ekonomisini çeşitlendirdi, ancak yerel halkın bu zenginlikten faydalanması sınırlı kaldı.
Kültürel açıdan, manda rejimleri, Mezopotamya’nın kadim mirasını yeniden keşfetmeye başladı. İngiliz ve Fransız arkeologlar, Ninova, Ur ve Babil gibi sit alanlarında kazılar yaptı. Ancak, bu kazılar genellikle sömürgeci bir yaklaşımla gerçekleştirildi ve birçok eser Avrupa müzelerine taşındı. Buna rağmen, bu dönemde başlayan arkeolojik çalışmalar, Mezopotamya’nın tarihine olan ilgiyi artırdı ve modern arkeolojinin temellerini attı.
Sonuç
Anadolu Genesis tarafından kaleme alınan bu bölüm, 20. yüzyıl Mezopotamyası’nda İngiliz mandası ve yeni sınırların oluşum sürecini, I. Dünya Savaşı sonrası paylaşımı, manda rejimlerini ve yerel halkın tepkilerini ayrıntılı bir şekilde incelemiştir. Mezopotamya, Osmanlı’nın çöküşünden sonra İngiliz ve Fransız mandaları altında yeniden şekillenmiş, ancak bu süreç, yerel halkın siyasi ve toplumsal direnişiyle karşılaşmıştır. Yeni sınırlar, bölgenin kadim kültürel ve ekonomik bağlarını parçalarken, petrol kaynakları Mezopotamya’yı küresel bir stratejik merkez haline getirmiştir. Bu bölüm, manda rejimlerinin Mezopotamya’yı nasıl dönüştürdüğünü aydınlatarak, sonraki bölümde ele alınacak modern Irak devleti ve arkeolojik keşiflere zemin hazırlar. Mezopotamya’nın kadim mirası, modern çağda yeniden keşfedilerek insanlık tarihine katkı sağlamaya devam etmiştir.