Bu yazı, Anadolu Genesis adına hazırlanan Mezopotamya uygarlıkları üzerine kronolojik ve tematik bir yazı dizisinin bir parçasıdır. Irak’ın Bağımsızlığı ve Faysal Dönemi başlıklı bu bölüm, dizinin modern Irak dönemi bağlamında önemli bir parçası olup, Mezopotamya’nın Osmanlı sonrası manda yönetiminden ulus-devlete geçiş sürecini ele alır. Bu bölüm, önceki bölümlerdeki İngiliz mandası ve yeni sınırlar temalarından hareketle, bağımsızlık mücadelesi, monarşi dönemi reformları ve petrol kaynaklarının jeopolitik önemini inceler. Temalar arasında ulusal kimlik inşası, İngiliz etkisi, etnik gerilimler ve ekonomik dönüşüm yer alır. Yazı, sonraki bölümlerde ele alınacak 1936 darbesi, askeri müdahaleler ve Baas Partisi’nin yükselişi gibi temalara zemin hazırlar.
Irak’ın Bağımsızlığına Giden Süreç
Irak’ın bağımsızlığa giden yolu, I. Dünya Savaşı sonrası Mezopotamya’nın Osmanlı yönetiminden çıkmasıyla başladı. 1918’de Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilgisiyle, Mezopotamya’nın Bağdat, Basra ve Musul vilayetleri İngiliz işgaline geçti. 1920’de San Remo Konferansı’nda, İngiltere’ye Irak mandası verildi; bu, bölgenin siyasi ve ekonomik kontrolünü İngilizlere bıraktı. Ancak, manda yönetimi, yerel halkta güçlü bir direnişe yol açtı. 1920 Irak İsyanı, Şii ve Sünni Arapların, Kürtlerin ve aşiretlerin birleşmesiyle patlak verdi. Necef ve Kerbela gibi Şii merkezlerde başlayan bu isyan, İngilizlerin sert müdahalesiyle bastırıldı, ancak bağımsızlık taleplerini güçlendirdi.
İngilizler, kontrolü sağlamak için 1921’de Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı kral olarak atadı. Faysal, Hicaz’daki Haşimi ailesinden geliyordu ve Suriye’de Fransızlara karşı mücadele etmişti. İngilizler, onun Arap milliyetçisi kimliğini kullanarak meşruiyet sağlamayı hedefledi. 1921’de Kahire Konferansı’nda, Irak Krallığı’nın temelleri atıldı; Faysal, bir halk oylamasıyla kral seçildi, ancak bu süreç İngiliz kontrolü altında gerçekleşti. 1925’te bir anayasa kabul edildi; bu, sınırlı bir parlamenter sistem kurdu, ancak İngiliz danışmanlar hükümet üzerinde etkiliydi.
Bağımsızlık, 1932’de resmi olarak kazanıldı. 1930 Anglo-Irak Antlaşması, Irak’ın Milletler Cemiyeti’ne üye olmasını ve bağımsızlığını tanımasını sağladı. Ancak, bu bağımsızlık sınırlıydı; İngiltere, askeri üsler ve dış politika kontrolünü elinde tuttu. Musul’un statüsü, Türkiye ile uzun süren bir anlaşmazlıktı; 1926’da Milletler Cemiyeti, Musul’u Irak’a verdi, ancak petrol gelirlerinin paylaşımı ve Kürt talepleri çözümsüz kaldı. Mezopotamya’nın etnik ve mezhepsel çeşitliliği – Araplar, Kürtler, Türkmenler, Sünniler, Şiiler – bağımsızlık sürecini karmaşıklaştırdı. Bağımsızlık, sembolik bir zafer olsa da, İngiliz etkisi ve iç gerilimler, yeni devletin istikrarını tehdit etti.
Faysal’ın Reformları ve Ulusal Kimlik İnşası
Kral Faysal, Irak’ta bir ulusal kimlik oluşturmayı ve modern bir devlet inşa etmeyi hedefledi. Mezopotamya’nın kadim mirasından ilham alarak, Sümer, Babil ve Asur uygarlıklarını birleştirici bir anlatı olarak kullandı. Ancak, bu süreç, etnik ve mezhepsel farklılıkları dengeleme zorluğuyla karşılaştı. Faysal, Sünni Arap elitlere dayanan bir yönetim kurdu; bu, Şiileri ve Kürtleri dışlayarak gerilim yarattı. Hükümet, eski Osmanlı bürokratları ve aşiret liderleriyle çalıştı, ancak bu yapı feodal düzeni korudu.
Faysal’ın reformları, eğitim ve orduyla başladı. 1920’lerde modern okullar ve Bağdat Üniversitesi kuruldu; eğitim, Arapça’yı birleştirici bir dil olarak güçlendirdi. Ancak, kırsal kesimde okur-yazarlık oranı düşük kaldı. Ordu, ulusal kimliğin omurgası olarak görüldü; İngiliz eğitimi alan subaylar, Arap milliyetçiliğini benimsedi. Faysal, aşiretlerin gücünü kırmak için toprak reformu denedi, ancak büyük toprak sahiplerinin direnciyle karşılaştı. Merkezi yönetim, Bağdat ve Basra gibi şehirlerde güçlenirken, kırsal bölgeler aşiret kontrolünde kaldı.
Kültürel politikalar, ulusal kimlik inşasında önemliydi. Faysal, Mezopotamya’nın tarihsel mirasını vurgulayan müzeler ve arkeolojik çalışmalar destekledi. Ur ve Babil’deki kazılar, İngiliz arkeologlarla işbirliği içinde yapıldı; bu, Irak’ın kadim uygarlıklarla bağını güçlendirdi. Ancak, Şii ve Kürt topluluklar, Sünni merkezli anlatıdan dışlandıklarını hissetti. Faysal, mezhepsel dengeyi sağlamak için Şii din adamlarıyla diyalog kurdu, ancak bu çabalar sınırlı kaldı. 1933’te Faysal’ın ölümü, reform sürecini kesintiye uğrattı; yerine geçen oğlu Ghazi, daha zayıf bir liderdi ve İngiliz etkisine karşı milliyetçi söylemleri artırdı.
Petrol Ekonomisi ve Jeopolitik Dinamikler
Petrol, Irak’ın bağımsızlığı ve Faysal döneminin ekonomik omurgasını oluşturdu. 1927’de Kirkuk’ta büyük petrol rezervleri keşfedildi; bu, Mezopotamya’yı küresel enerji piyasalarının merkezine yerleştirdi. Irak Petroleum Company (IPC), İngiliz, Fransız ve Amerikan şirketlerinin ortaklığıyla kuruldu ve petrol üretimini kontrol etti. Ancak, gelirlerin çoğu yabancı şirketlere gitti; bu, yerel halkta hoşnutsuzluk yarattı. Faysal, petrol gelirlerini altyapı ve eğitim için kullanmaya çalıştı, ancak İngilizlerin denetimi, bu çabaları kısıtladı.
Petrol ekonomisi, Mezopotamya’nın jeopolitik önemini artırdı. İngiltere, Irak’taki askeri üslerini koruyarak petrol yollarını güvence altına aldı. 1930 Anglo-Irak Antlaşması, bu kontrolü resmileştirdi; Irak, bağımsızlığına rağmen İngiliz dış politikasına bağlı kaldı. Musul’un petrol zengini bölgeleri, Türkiye ve Irak arasında bir çekişme konusuydu; Kürtlerin özerklik talepleri, bu gerilimi artırdı. İran da Irak’ın Şii bölgelerindeki etkisiyle jeopolitik bir aktör oldu; bu, Faysal’ın mezhepsel denge çabalarını zorlaştırdı.
Küresel dinamikler, Irak’ın jeopolitik konumunu şekillendirdi. 1930’larda, Nazi Almanyası’nın yükselişi ve İtalya’nın Ortadoğu’ya ilgisi, İngiliz etkisini tehdit etti. Arap milliyetçiliği, özellikle Mısır’daki Nasır hareketiyle güçlendi; bu, Irak’taki genç subaylar arasında yankı buldu. Faysal, pan-Arap ideallerini desteklese de, İngiliz bağımlılığı nedeniyle bu hareketleri sınırlı bir şekilde benimsedi. Petrol ekonomisi, Mezopotamya’yı uluslararası güçlerin çekişme alanına dönüştürdü; bu, 1936 darbesi gibi iç istikrarsızlıkların zeminini hazırladı.

Sonuç
Anadolu Genesis adına yazılan bu bölüm, Irak’ın Bağımsızlığı ve Faysal Dönemi’ni detaylı bir şekilde ele almıştır. Bağımsızlığa giden süreç, Faysal’ın reformları ve petrol ekonomisinin jeopolitik dinamikleri, Mezopotamya’nın modern ulus-devlet oluşumunu aydınlatırken, İngiliz etkisi, etnik gerilimler ve ekonomik eşitsizliklerin bölgeyi nasıl şekillendirdiğini vurgular. Faysal dönemi, ulusal kimlik inşasında önemli adımlar atsa da, mezhepsel ve etnik bölünmeler çözümsüz kaldı. Bölüm, Mezopotamya’nın modern tarihini anlamak için bir temel sunarken, sonraki bölümlerde ele alınacak 1936 darbesi, askeri müdahaleler ve Baas Partisi’nin yükselişi gibi temalara geçiş yapar. Mezopotamya’nın bu dönemi, kadim uygarlık mirasıyla modern jeopolitik dinamikler arasında bir köprü kurar.