Bu yazı, Anadolu Genesis adına hazırlanan Mezopotamya uygarlıkları üzerine kronolojik ve tematik bir yazı dizisinin bir parçasıdır. Musul Sorunu ve Milletler Cemiyeti Kararı başlıklı bu bölüm, dizinin modern Irak dönemi bağlamında önemli bir parçası olup, Mezopotamya’nın Osmanlı sonrası dönemde uluslararası sınırların çizilmesi ve ulus-devlet oluşumundaki tartışmalı bir sürecini ele alır. Bu bölüm, önceki bölümlerdeki İngiliz mandası ve Irak’ın bağımsızlığına giden süreç temalarından hareketle, Musul’un statüsü, petrol kaynaklarının stratejik önemi ve etnik gerilimlerin jeopolitik dinamiklerini inceler. Temalar arasında Türk-Irak çekişmesi, İngiliz etkisi, Kürt talepleri ve uluslararası diplomasi yer alır. Yazı, sonraki bölümlerde ele alınacak Faysal dönemi, 1936 darbesi ve Baas Partisi’nin yükselişi gibi temalara zemin hazırlar.
Musul Sorunu’nun Kökenleri
Musul Sorunu, I. Dünya Savaşı sonrası Mezopotamya’nın Osmanlı yönetiminden çıkmasıyla başlayan ve Musul Vilayeti’nin statüsü üzerine Türkiye ile yeni kurulan Irak Krallığı arasında ortaya çıkan bir anlaşmazlıktır. Musul, Mezopotamya’nın kuzeyinde, Dicle Nehri’nin bereketli vadisinde yer alan ve stratejik, ekonomik ve etnik açıdan kritik bir bölgeydi. Osmanlı döneminde Musul Vilayeti, Bağdat ve Basra vilayetleriyle birlikte Mezopotamya’nın idari birimlerinden biriydi. Ancak, savaş sonrası 1918’de İngiliz işgaline geçti ve 1920 San Remo Konferansı’nda Irak mandası İngiltere’ye verildi.
Sorunun kökeni, 1920 Sevr Antlaşması’na dayanır. Bu antlaşma, Osmanlı topraklarını bölerek Musul’u İngiliz mandası altındaki Irak’a bırakıyordu; ancak yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Sevr’i tanımadı. 1923 Lozan Antlaşması’nda Musul’un statüsü çözümsüz kaldı; Türkiye, Musul’un Osmanlı’dan miras kalan Türk toprağı olduğunu savunurken, İngiltere, bölgenin Irak’a ait olduğunu ve petrol kaynaklarının İngiliz kontrolünde kalması gerektiğini ileri sürdü. Musul’un etnik yapısı – Kürtler, Araplar, Türkmenler, Asuriler ve diğer azınlıklar – sorunu karmaşıklaştırdı. Kürtler, özerklik taleplerinde bulunurken, Türkmenler Türkiye’ye yakınlık duyuyordu.
Petrol, Musul Sorunu’nun temel bir unsuru oldu. 1910’larda Musul ve Kerkük’te petrol rezervlerinin keşfi, bölgenin ekonomik değerini artırdı. İngilizler, Irak Petroleum Company (IPC) aracılığıyla bu kaynakları kontrol etmeyi hedefledi. Türkiye ise Musul’un stratejik konumu ve tarihi bağları nedeniyle hak iddia etti. Ayrıca, 1920 Irak İsyanı, İngiliz mandasına karşı yerel direnişi güçlendirdi; bu, Musul’un statüsünü daha da tartışmalı hale getirdi. Sorun, iki ülke arasındaki diplomatik gerilimleri tırmandırarak uluslararası bir mesele haline geldi ve Milletler Cemiyeti’ne taşındı.
Diplomatik Gerilimler ve Milletler Cemiyeti Süreci
Musul Sorunu, Lozan Antlaşması’nda çözülemeyince, 1924’te Milletler Cemiyeti’ne havale edildi. Türkiye, Musul’un Türk toprağı olduğunu ve etnik Türkmen nüfusun varlığını gerekçe göstererek bölgenin kendisine bırakılmasını savundu. İngiltere ise Irak Krallığı adına, Musul’un Irak’ın doğal bir parçası olduğunu ve manda yönetimi altında kalması gerektiğini iddia etti. Diplomatik gerilimler, iki tarafın da bölgedeki petrol kaynakları ve stratejik çıkarlar üzerinden uzlaşmayı reddetmesiyle tırmandı.
Milletler Cemiyeti, 1924’te bir araştırma komisyonu kurdu. Komisyon, Musul’un etnik, tarihi ve ekonomik yapısını incelemek için bölgeye gönderildi. Araştırmalar, Musul’un karmaşık etnik yapısını ortaya koydu: Kürtler çoğunluktaydı, ancak Türkmenler, Araplar ve Asuriler de önemli bir nüfus oluşturuyordu. Komisyon, yerel halkın görüşlerini almak için bir plebisit önerdi, ancak bu fikir uygulanmadı; zira hem Türkiye hem İngiltere, sonuçların kendi aleyhine olabileceğinden endişe etti. Kürt toplumu, özerklik taleplerini dile getirdi, ancak bu talepler ne Türkiye ne de İngiltere tarafından dikkate alındı.
Diplomatik süreç, gergin anlara sahne oldu. 1925’te Türkiye, Şeyh Sait İsyanı’yla karşı karşıya kaldı; bu Kürt isyanı, Musul Sorunu’nu daha karmaşık hale getirdi. Türkiye, isyanı İngilizlerin desteklediğini iddia etti; İngiltere ise bu suçlamaları reddetti. Aynı dönemde, Türkiye ile Irak sınırı boyunca askeri hareketlilik arttı; bu, iki taraf arasında çatışma riskini yükseltti. Milletler Cemiyeti, sorunu çözmek için tarafsız bir hakem olarak hareket etmeye çalışsa da, İngiltere’nin Cemiyet üzerindeki etkisi, karar sürecini şekillendirdi. Süreç, uluslararası hukukun ve diplomasinin Mezopotamya’nın kaderini belirlemede oynadığı rolü ortaya koydu.
Milletler Cemiyeti Kararı ve Sonuçları
Milletler Cemiyeti, 16 Aralık 1925’te Musul Sorunu’na ilişkin kararını verdi. Musul Vilayeti, Irak Krallığı’na bırakıldı; ancak karar, koşullara bağlıydı. İngiltere’nin Irak üzerindeki manda yönetimi 25 yıl daha devam edecekti ve Kürtlerin kültürel hakları korunacaktı. Türkiye, bu karara itiraz etti, ancak uluslararası baskılar ve iç sorunlar nedeniyle 1926’da Ankara Antlaşması’nı imzaladı. Bu antlaşma, Musul’un Irak’a bırakılmasını resmileştirdi; karşılığında Türkiye, Musul’un petrol gelirlerinin %10’unu 25 yıl boyunca almayı kabul etti.
Karar, Mezopotamya’nın jeopolitik yapısını derinden etkiledi. Musul’un Irak’a bağlanması, İngiliz mandasının güçlenmesini sağladı ve Irak Krallığı’nın sınırlarını sağlamlaştırdı. Ancak, Kürt talepleri karşılanmadı; bu, 1930’larda Mustafa Barzani liderliğindeki isyanların zeminini hazırladı. Türkmenler de karar sonrası Irak’ta azınlık statüsüne düştü; bu, etnik gerilimleri artırdı. Petrol gelirleri, Irak ekonomisini dönüştürdü, ancak bu gelirler büyük ölçüde İngiliz şirketlerinin kontrolündeydi, yerel halka sınırlı fayda sağladı.
Jeopolitik olarak, karar Türkiye’nin Mezopotamya’daki etkisini azalttı; ancak Türkiye, sınır güvenliği ve Kürt isyanlarına karşı önlemler alarak bölgedeki varlığını sürdürdü. İngiltere, Musul’un petrol kaynaklarını kontrol ederek küresel enerji piyasalarındaki konumunu güçlendirdi. İran, Irak’taki Şii nüfus üzerindeki etkisini artırarak bölgesel bir aktör oldu. Musul Sorunu’nun çözümü, Mezopotamya’yı modern ulus-devlet sınırlarıyla tanımlarken, etnik ve mezhepsel gerilimlerin çözümsüz kalmasına neden oldu. Bu durum, 1936 darbesi gibi iç istikrarsızlıkların önünü açtı.

Sonuç
Anadolu Genesis adına yazılan bu bölüm, Musul Sorunu ve Milletler Cemiyeti Kararı’nı detaylı bir şekilde ele almıştır. Sorunun kökenleri, diplomatik gerilimler ve kararın sonuçları, Mezopotamya’nın modern sınırlarının çizilmesinde uluslararası diplomasinin ve petrol ekonomisinin rolünü vurgular. Musul’un Irak’a bağlanması, bölgenin jeopolitik yapısını dönüştürdü; ancak etnik ve mezhepsel gerilimler çözümsüz kalarak sonraki çatışmaların zeminini hazırladı. Bölüm, Mezopotamya’nın modern tarihini anlamak için bir temel sunarken, sonraki bölümlerde ele alınacak Faysal dönemi, 1936 darbesi ve Baas Partisi’nin yükselişi gibi temalara geçiş yapar. Mezopotamya’nın bu dönemi, kadim uygarlık mirasıyla modern jeopolitik dinamikler arasında bir köprü kurar.